6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremlerde yaşamını yitirenleri saygı ve özlemle anıyoruz. Aradan geçen zamana rağmen acımız hâlâ taze, kayıplarımız hâlâ bizimle.

 

6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremlerde yaşamını yitirenleri saygı ve özlemle anıyoruz. Aradan geçen zamana rağmen acımız hâlâ taze, kayıplarımız hâlâ bizimle.

Bu büyük yıkım yalnızca bir doğa olayı değil; ihmalin, eşitsizliğin ve yaşamı değersizleştiren politikaların sonucudur. En ağır bedeli yine kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve yoksullar ödedi. Kentler yerle bir edildi; kadınların emeği, çocukların düşleri ve doğanın dengesi enkaz altında bırakıldı. Yaşananlar kader değil, rantı ve sermayeyi önceleyen anlayışların yarattığı bir felakettir.

Aradan geçen üç yıla rağmen yıkımın gerçek boyutları hâlâ açıklanmadı. Kaç kişinin yaşamını yitirdiği, kaç çocuğun kayıp olduğu, kaç insanın kalıcı sakatlıklar yaşadığı belirsizliğini koruyor. Toplanan yardımların akıbeti kamuoyuyla paylaşılmadı; yeniden inşa süreçleri halkın, kadınların ve çocukların ihtiyaçları gözetilmeden, kapalı kapılar ardında planlandı.

Depremden en çok etkilenenler yine kadınlar ve çocuklar oldu. Barınma hakkı ihlal edildi; güvenli ve sağlıklı yaşam alanları sağlanmadı. Kadınlar yoksulluğa, güvencesizliğe ve erkek şiddetine daha açık hâle getirildi. Çocuklar ise korunmadı; kayboldu, görünmez kılındı ve istismara açık bırakıldı.

Bugün dünya kamuoyu Jeffrey Epstein dosyalarıyla bir kez daha görüyor ki; çocuk istismarının münferit suçlar değildir. İstismar, cezasızlıkla beslenen örgütlü yapılar eliyle sürdürülmektedir. Deprem sonrası ortaya çıkan kayıp çocuklar gerçeği de bu cezasızlık düzeninden bağımsız değildir. Çocukların nerede olduğu sorusu yanıtsız bırakıldıkça, suç ihtimali büyümekte; sessizlik suça ortaklığa dönüşmektedir.

Deprem bölgesinde çocuklar için şeffaf ve etkili koruma mekanizmaları kurulmadı. Sosyal hizmetler yetersiz bırakıldı, denetimler işletilmedi. Bu tablo bir ihmal değil, bilinçli bir politik tercihtir. Aynı şekilde doğa da yeniden sermayenin talan alanı hâline getirildi; ekolojik yıkım derinleştirildi. Oysa doğa olmadan yaşam, ekolojik denge olmadan gelecek mümkün değildir.

Bugün hâlâ şu sorular yanıtlanmış değil:

Depremden etkilenen kadınlar ve çocuklar güvende mi?

İnsanlar neden hâlâ sağlıksız ve geçici barınma koşullarında yaşamaya zorlanıyor?

Kayıp çocukların akıbeti neden açıklanmıyor?

Üç yıldır kamu kurumları sorumluluklarını yerine getirmedi, sorumlular yargılanmadı. İhmaller ve suçlar normalleştirildi; yaşam hakkı sistematik biçimde ihlal edildi.

Bizler biliyoruz ki yaşam ancak kadın özgürlüğü, ekolojik denge ve demokratik toplum temelinde yeniden kurulabilir. Rantçı ve erkek egemen anlayışlar bu yıkımı onaramaz.

You may also like...